Hoşgeldiniz, lütfen Kayit olunuz.

E-mail nize Akivasyon kodu gelecekdir, eğer gelmesse Yöneticiler
tarafindan 1-2 gün icinde Akiv hale getirelecekdir.

Tiyatro Dünyası " dedik ya, kapatsalarda heryeri, buluruz birbirimizi"

Tiyatro Dünyası Forum
http://tiyatrodunyasi.benimforum.biz/forum.htm

PORTAL : http://tiyatrodunyasi.benimforum.biz/portal.htm
bu limana uğrayın, her geçen gün yenilikler eklenecek, daima geliştireceğiz ....

RADYO : http://tiyatrodunyasi.benimforum.biz/RADYO-h1.htm

TV : http://tiyatrodunyasi.benimforum.biz/TV-h2.htm

Kopmayalım, dağılmayalım, irtibatı kesmeyelim..... diyerek çağırdılar bende geldim burdayım deyin ve gelin getirin heryere yazın MSN facebook imzalarınız vs vs .

Orası açılana kadar buralardayız ... Oralara birşey olduğunda can simidimiz olsun.. Yedek lastiğimiz, istepnemiz olsun... Dağılmayalım yeterki....

En son MC haberleri, kursiyer haberleri ve diğer çok şey için ... ÜYE olunuz lütfen. PROFİLLERİNİZİ eksiksiz ve ayrıntılı yazın lütfen..

Tiyatro Dünyası Yönetimi.



İstiklal Marşı

Aşağa gitmek

İstiklal Marşı

Mesaj tarafından ÇiS^L Bir Salı 27 Ekim 2009 - 15:04

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
ÇiS^L
MOD
MOD

Cinsiyet : Kadın
Mesaj Sayısı : 353
Kayıt tarihi : 24/10/09
Yaş : 22
Nerden : İzmir '35
İş/Hobiler İş/Hobiler : Müzik-Tiyatro

http://www.mahsericumbus.com/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: İstiklal Marşı

Mesaj tarafından ÇiS^L Bir Salı 27 Ekim 2009 - 15:27

İSTİKLAL MARŞIMIZIN ANLAM VE ÖNEMİ

İstiklâl Marşı’nın yazıldığı tarihte Anadolu’nun birçok şehri işgal altındaydı. Muazzam bir devleti dört yıl gibi kısa bir sürede kaybeden Türk milletinin bağımsızlığı tehlikedeydi. Âkif’in İstiklâl Marşı’nı yazması kolay olmamıştır. Bu güçlük, şairin sanatçılığı yönünden değildi. Şairi bu marşı yazmaktan alıkoyan sebep, bunun için para mükafatının konmuş olmasıydı. Türk milletinin istiklâl ve vatanseverliğini para için terennüm etmek ona ters geliyordu. Bu yüzden açılan yarışmaya katılmadı. Yarışmaya yüzlerce şiir gelmesine rağmen bunların hiçbiri beğenilmedi. Zamanın Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver istenilen marşın yazılamadığı kanaatindeydi. Ona göre bu marşı ancak M.Âkif yazabilirdi. Para ödülünün kaldırıldığını söyleyerek marşı yazmasını rica etti. 724 eser arasından seçilen 7 şiir Büyük Millet Meclisi’nde okundu ve Âkif’in şiiri arka arkaya üç defa okunarak kabul edildi. Burada İstiklâl Marşı’nın belirtilmesi gereken bir yönü de gerek söz, gerekse şiir kalitesi bakımından yeryüzündeki millî marşların hiçbiriyle ölçülemeyecek kadar üstün ve zengin mânalı bir şiir olmasıdır. Bu marş, Türk milleti gibi dünyaya hâkim olmuş bir milletin bir gün istiklâlini kurtarmak zorunda kalışındaki çelişkiyi de dile getirmektedir. Mehmet Âkif, bütün şiirlerinde sosyal konulara yer veren, söylediklerini gerçekten duyan bir şairdir. İstiklâl Savaşı’na katılanların duygu ve inançlarına bizzat sahip olduğu için onlara en iyi şekilde tercüman olmuştur. Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın Kim bilir beliki yarın belki yarından da yakın mısraları gelecekten ümidini kesmediğini ve Allah’ın Türk milletine göstereceği mutlu günlere olan inancını gösterir. Bu mısralarda ifade edilen inanç sayesinde askerin morali yükselmiş ve zaferin kazanılmasında katkısı büyük olmuştur. İstiklâl Savaşı Türk milletinin ölüm kalım savaşıdır. Böyle yıllarda milletler kendilerini yaşatan temel değerlerin farkına varırlar. Vatan, millet, hürriyet, bağımsızlık ve din gibi kavramların önemi barış ortamlarında pek anlaşılmaz. Hatta onları umursamayanlar bile vardır. Milleti ölümle burunu buruna getiren savaşlar bu değerlerin ne mana ifade ettiğini anlamalarına yol açarlar. Bunlar öyle kuvvetli kavramlar haline gelir ki onlar olmadan yaşanamaz. Bundan dolayıdır ki millet onlar uğruna ölümü göze alır. Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O, benim milletimin yıldızıdır, parlayacak, O, benimdir; o, benim milletimindir ancak! Bu kıtada söz konusu olan “al sancak”tır. Al sancak Türk milletinin sembolüdür. Türk bayrağının al rengi, şairde alevi çağrıştırır. Türk milletinden bir aile yaşamaya devam ettiği müddetçe bu bayrağın alevi bu şafaklarda sönmeyecektir. Gökteki yıldıza kimsenin elini dokunduramayacağı gibi Türk milletinin yıldızı olan bayrağa da kimse el süremez. Bayrak için “o, benim milletimindir” diyerek onu sahiplenir. Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl... Hakkıdır, Hakka tapan milletimin istiklâl! Bu mısralarda Türk bayrağını kendisini kıskanan sevgiliye benzetir. Yurdumuzu işgal eden Yunanlılar’ın, Fransızlar’ın, İngilizleri’in bayraklarının varlığı Türk bayrağını üzmüş ve kaşlarını çatmasına yol açmıştır. Şair bunun askerin moralini bozacağını düşünerek ondan kaşlarını çatmaması gerektiğini, başka bayrakların oluşuna kendi rızasının olmadığını anlatmaya çalışır. Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl mısraında “Hak” kelimesi birkaç anlamda kullanılmıştır. Bunlardan biri Allah, diğeri adalettir. Âkif bu sözleriyle istiklâl ve hak kavramı arasında ilgi kurar. Allah’a ve adalete inanan Türk milletinin ebediyyen bağımsız yaşama hakkına sahip olduğunu düşünür. Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. mısralarında milletimiz ile düşmanlar karşılaştırılmıştır. Batı maddî silahlarının üstünlüğüne güvenerek Türkiye’ye saldırmıştı.

İSTIKLAL MARŞI AÇIKLAMASI

Şair birinci kıtada Türk milletine seslenir. Şafak vaktinden önce gecenin en karanlık zamanı yaşanır. Bizim İstiklâl savaşı verdiğimiz yıllar, bu en karanlık zamana benzer. Fakat bu zamana çabucak geçer ve ardından şafak söker. Aydınlık günler başlar. Bunun için millet, içinde bulunduğu karanlığın uzun süreceğini sanarak korkuya kapılmamalıdır. Biraz sonra şafak sökecek ve karanlık son bulacaktır. Bu benzetme şairin, Türk milletinin bağımsızlığına çok kısa sürede kavuşacağı hakkındaki kesin inancını ortaya koyar. İkinci mısra millete verilen ümidi taşımakla beraber, ona gösterilen bir yoldur da: “Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak” demek, aynı zamanda “Bayrağı indirmemek için, son fert olarak kalsan bile mücadele edeceksin” demektir. Üçüncü mısra Türk istiklâline olan sarsılmaz imanı haykırır: “O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak.” Milletimin yıldızı, Türk’ün kaderi; talihidir. Talih ve kader manasına yıldız, deyimlerimize de girmiştir. “Yıldızı kararmak” ve “yıldızı parlamak” bunlardan ikisidir. Bayrak milletin kaderini, talihini temsil eder. O parlıyorsa (hür ise) millet de aydınlık günlerini yaşamaktadır. Onun zevali, milletin de sonudur. Türk övülmüş bir millettir.Akif üçüncü mısra ile, Türk milletinin ve istiklâl sembolü bayrağımızın, katî olarak ebediyete kadar yaşayacağını ve dalgalanacağını belirtir. Bundan zerre kadar şüphesi yoktur. Millî Mücadele’nin zafere ulaşması işte bu sarsılmaz imânın sonucudur. Şair ikinci kıtada bayrağa seslenir. Bayrak canlıdır. İkinci şahıstır. Hatta sevgilidir. Uğruna can verilen bir sevgili. Onun kaş çatışı bile âşkını alemlere sürükler. Lirizmin sadece aşk şiirlerine has olmadığını Âkif’te görürüz. Âkif şiirimize vatanî milli lirizmi getirmiştir. Bayrak sevgilinin yüzüdür, hilâl ise kaşı. Ve o, bütün milletin – kahraman bir ırkın – sevgilisidir. Kızgınlık ve öfke bu sevgiliye yakışmaz. Onun gülümsemesi âşıklarına can verir, kahramanlıklarına kahramanlık katar. Bayrak, rengini bu kanlardan almıştır. Dolayısıyla Türk millerine borçludur. Son mısra hem millet hem de bayrak için bütünlüğü temsil eder. Milletin, yasa kapılmasına, bayrağın da yüzünü asmasına sebep yoktur. Çünkü Hakka (Allah’a) tapan bu millet, istiklâli “hak” etmiştir. Üçüncü kıtada Âkif’in diliyle Türk tarihi, Türk kahramanlığı ve Türk’ün yılmaz karakteri konuşur. Bu dörtlükten itibaren şiirin sonuna kadar, dalga dalga mefahir bütün ruhları doldurur. 1921 Türkiye’sini düşününce bu mısralardaki lirizm ve destanı hava kendini daha fazla hissettirir. Çıkmazlar ve imkansızlıklarla dolu bir devirde böyle haykırabilmek Âkif’e ve Türk milletine mahsustur. Türk milleti bu kıtada Âkif’le beraber “tok bir ses” olur. Hürriyetine ve karakterini dünyaya haykırır. Türk milletini esir etmek düşüncesi bile korkunçtur. Bu hayale kapılanın başına türlü belâların gelmesi mukadderdir. Yine bu hayale ancak çılgınlar kapılabilir. Kıtanın son iki mısrasında Türk tarihinin karakterini buluruz. Türk tarihi hakikaten “kükremiş sel” özelliğini gösterir. Bu sel Altaylardan Tuna’ya, gittikçe coşarak ulaşır. İki uç nokta arasındaki coğrafi yapı göz önüne alınırsa, “Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım” mısrasının, bahsettiğimiz özelliği dile getirdiği görülür. Durmamak, devamlı hareket halinde olmak Türk’ün karakteridir. Bunu dilimizde fiillere, destanlarımızda olaylara ve özlemlere bakarak söylemek mümkündür. Oğuz Kağanın “Daha deniz, daha müren (ırmak) Güneş bayrak gök kurıkan (çadır)” sözleri, aynı ruhun, tarihin ilk devirlerinden itibaren Türklerde var olduğunun delilerindendir. Dördüncü kıta Batı alemi ile Türklüğün mukayesesidir. Şair yine milletiyle bütünleşmiş haldedir. Batı çelik zırhlarını kuşanmış, alemin iftihar vesilesi olması gereken bir milleri, “medeniyet” adına boğmak için saldırmaktadır. Yedi düvelin teknik ve sayı üstünlüğü, göğsü iman dolu Mehmetçik karşısında kırılmaya mahkumdur. Âkif ikinci mısradaki bu duygusunu Çanakkale Şehitlerinde “Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman” şeklinde söyler.
avatar
ÇiS^L
MOD
MOD

Cinsiyet : Kadın
Mesaj Sayısı : 353
Kayıt tarihi : 24/10/09
Yaş : 22
Nerden : İzmir '35
İş/Hobiler İş/Hobiler : Müzik-Tiyatro

http://www.mahsericumbus.com/

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz